Güngör Şahinkaya: Bir kupa koleksiyoncusu

Güngör Şahinkaya: Bir kupa koleksiyoncusu Güngör Şahinkaya: Bir kupa koleksiyoncusu

U14 Milli Takımı Teknik Direktörü Güngör Şahinkaya, futbola başla başlama hikayesi, Trabzonspor ’da yaşadığı şampiyonluklar ve sonrasında antrenörlüğe nasıl geçtiğini TFF TamSaha dergisinin 189. sayısın anlattı.

Güngör Şahinkaya, iki ağabeyinin ardından 14 yaşında altyapısına adım attığı Trabzonspor forması ile altısı lig şampiyonluğu olmak üzere toplam 18 kupa kaldıran bir koleksiyoncu aynı zamanda. Rahmetli Gündüz Tekin Onay ’ın zorlamasıyla antrenörlüğe adım atan Şahinkaya, şimdilerde kendini gençlerin eğitimine adamış durumda bulunuyor.

Klasik olduğu üzere çocukluğunuzdan ve ailenizden başlayalım…

6 Aralık 1956 Trabzon doğumluyum. Haliyle hayatım gibi futbol hayatım da doğduğum kentte başladı. 60’lı yılların sonları, 70’lerin başlarında Türkiye genelinde genç takımlar kuruldu. Ben de Trabzonspor altyapısında futbola başladım. 14 yaşında kulübe adım attım, 1988-1989 sezonuna kadar da ayrılmadım.

 

Trabzonspor’un Türkiye Ligi’ni domine ettiği dönemde kadrodaydınız…

Evet. O nedenle de kendimi çok şanslı sayıyorum. Trabzonspor’da bir futbolcunun ülke bazında yaşayacağı en büyük başarıları yaşadım. Defalarca A Millî Takım’da oynadım. 6 lig, 3 Türkiye Kupası, 6 Cumhurbaşkanlığı Kupası, 3 de Başbakanlık Kupası şampiyonluğu yaşadım. Yani 18 kupa kazandım. Türkiye’de bu başarıyı yakalayan hepi topu 7-8 futbolcu var. O nedenle Trabzonspor’a çok şey borçluyum. Hem gurur duyuyorum hem de kendimi şanslı hissediyorum.

 

Futbola çok dalmadan, anılara sürüklenmeden önce ailenizden söz edelim mi biraz?

Futbola çok dalmadan, anılara sürüklenmeden önce ailenizden söz edelim mi biraz?

7 kardeşiz. 5 ağabeyim, 1 de ablam var. Ailenin en küçük bireyi benim. Coşkun ve Bülent ağabeylerim de benden önce Trabzonspor’da oynadı. Hatta ikisi de kaptanlık yaptı. Üç kardeş aynı takımda oynayan pek fazla futbolcu da yoktur sanırım dünyada. Bülent ağabeyimle aynı dönemde de oynadım. 16 yaşında şans bulmaya başladım. Trabzonspor İkinci Lig’de şampiyon olduğu sezon kadrodaydım. 16 yaşında A takıma yükseldim.

Bakın tam da düşündüğüm gibi oldu. Futbol sohbeti başlayınca durmak mümkün değil. Çok fazla ilerlemeden biraz daha aileden söz edelim. Anne, babanızdan, ablanızdan bahsetmedik henüz… (Gülüşüyoruz)

Evet, öyle oldu… Futbola kaptırdık kendimizi. Rahmetli babam manifaturacıydı. O dönemlerde çok fazla para kazanılmıyordu. O nedenle ağabeylerim yokluklarla büyüdü. Aynı elbiseleri giydiklerini dinlerdim onlardan. Benim hatırladığım dönemde mali durumumuz biraz daha iyiydi. Çok fazla yokluk yaşadığım söylenemez. Annem ev kadınıydı. Bu arada babam da Trabzon’da İdmangücü’nde futbol oynuyordu. O nedenle ablam bile futbolla ilgiliydi. Yani futbol bizde aile geleneğidir. En büyük ağabeyim İdmanocağı’nda oynadı. Sonra elektronik mühendisi oldu, ABD’ye gitti. Diğer ağabeyim Çapa’da profesördü, artık emekli oldu. O da Süleymaniye’de oynadı.

Anneniz hariç herkes krampon sesine aşinâ yani…

Evet. Öyle desek yeridir.

Güngör Şahinkaya’nın çocukluğunu üç aşağı, beş yukarı aktarmış olduk. Şimdi belki de hayatınızın merkezi olan futboldan uzun uzun söz edebiliriz. A takıma yükselişinizden itibaren devam edebiliriz…

Güngör Şahinkaya'nın çocukluğunu üç aşağı, beş yukarı aktarmış olduk. Şimdi belki de hayatınızın merkezi olan futboldan uzun uzun söz edebiliriz. A takıma yükselişinizden itibaren devam edebiliriz…

Genç takımdayken Ahmet Suat Özyazıcı ile çalışıyordum. O A takımın başına geçince beni de A takıma aldı. O süreçte eğitim hayatım da devam ediyordu bir taraftan. Trabzon Lisesi’ni bitirdikten sonra Eğitim Enstitüsü’ne yazıldım. Şenol Güneş ve Turgay Semercioğlu da oradan mezundur. Ancak ben bitirmedim. 1’inci sınıfta ayrıldım ve tamamen futbola odaklandım. Sonra da Trabzonspor yıllarım başladı.

 

Genç yaşta A takımda oynama şansı yakaladınız. Bunu neye bağlıyorsunuz?

Sporcu aileden gelmenin çok büyük katkısı oldu. Tabiî ki bu tek başına yeterli değil. Yetenek olmadan bir yerlere gelme şansın yok. Bizim zamanımızda mahalle futbolu vardı. Günümüzde futbolcunun teknik kapasitesini, bireysel yeteneğini geliştirmesi açısından en büyük eksik de o kültürün artık olmamasıdır. Ben de o dönemin tüm oyuncuları gibi mahalle arasında yetiştim. Yetenekli olduğum için bana lisans çıkarmak istiyorlardı. O zamanlar İdmanocağı Kulübü vardı. Daha sonra Trabzonspor’a dâhil oldu. Trabzonspor’da genel sekreterlik yapan rahmetli Sabahattin Kundukoğlu vardı. Trabzonspor’da futbol ondan sorulurdu. Aynı zamanda rahmetli babamın arkadaşıydı. O çok zorladı beni başlamam için. 14 yaşımda Trabzonspor’un genç takımında lisansım çıktı ve hikâyem öyle başladı.

Harekete geçmeniz için hep bir zorlama mı lazımdı size?

Sanırım öyleydi. (Yine bir gülüşme faslı)

Şampiyonluk serisi nasıl geldi sizce?

Çok yetenekli oyuncular bir araya gelmişti o dönem. Takımda arkadaşlık müthişti, dayanışma vardı. Sadece saha içinde değil, saha dışında da yaşanan birliktelik vardı… Şehrin futbola olan tutkusu, doğaçlama gelişen yetenekli oyuncuları. Trabzon bugün bile benzer bir yapıya sahiptir aslında. Futbolcu yetiştirme anlamında Türkiye’nin lokomotif kulübüdür. Aynı yörenin yetenekli insanları aynı dönemde bir takımda buluşunca başarı da beraberinde geldi. Hatta o dönem dışarıdan gelen az sayıda oyuncu da bizden biri gibi oluyordu. Şimdi Millî Takımlarda görev yapan Ahmet Ceyhan, Necdet Ergün, Mehmet Ekşi… Onlar da o dönemlerde Trabzonspor’da oynayıp transfer oldular. Beşiktaş’a, Galatasaray’a gittiler. Turgay Semercioğlu, Şenol Güneş, Tolunay Kafkas, Şenol Ustaömer… Unuttuğum isimler de olabilir. Bunlar Trabzon’un futbol kültüründen gelen yetenekli oyuncular. Türk futboluna da damga vurdular…

 

Başlangıçta hangi mevkide oynuyordunuz?

Başlangıçta hangi mevkide oynuyordunuz?

Genç takımda santrfor ve sol açık oynadım. Forvettim yani. Hatta genç takım döneminde gol kralı da oldum. Sonra orta sahaya geçtim. Günümüz tabiriyle ön libero oynamaya başladım.

Sahada nasıldınız sizce? Kendinizi anlatır mısınız biraz?

4 ay kiralık olarak Zonguldakspor’a gittim. Rahmetli Gündüz Tekin Onay, Trabzon’da çalışmıştı. O dönem Zonguldakspor’un başındaydı. Ben de Ahmet Suat Özyazıcı Hocamla bir problem yaşamıştım. Biraz ayrı kalıp, sezon sonunda takıma dönerim diye düşünüyordum. Ayrılma niyetim yoktu. O zaman kiralık sezonu Ocak ayında bitiyordu. Bitime bir-iki gün kala Gündüz Tekin Onay beni aradı. Israrla yanına çağırdı. Gittim ve üç-dört ay orada oynadım. Sonra Trabzonspor’a döndüm ve futbolu bıraktım.

Ahmet Suat Özyazıcı ile yaşadığınız kırgınlık neydi?

Bugün bakınca gereksiz bir tartışmaydı. O zamanın şartlarında farklı düşünüyordum tabiî ki. 17 yılını vermişsin, hizmet etmişsin, yüksek noktalara çıkmışsın. Her şeyini veriyorsun, kazanıyorsun, takımın parçası oluyorsun. İnsan duygusal da davranabiliyor. O zamanın şartlarında haklıydım da.

Biraz açalım mı?

Biraz açalım mı?

Takımın lokomotifi olan, şampiyonluk yaşayan bir grup vardı. Şenol Güneş, Turgay Semercioğlu, Necati Özçağlayan ve ben kalmıştım. Ahmet Suat Hoca bir değişime gitmek, yaş ortalamasını düşürmek istiyordu. Ama bu değişimin sabırla ve yerinde yapılması gerekiyordu. Genç oyuncuları takıma monte ederken sabırlı olmamız gerekiyordu. Genç oyuncu oynatmakta acele etmek takıma zarar verir. Oyuncuyu iyi etüt etmişsen, 7-8 sene işi götürebileceğine inanıyorsan tamam. Ama acele etmek kötü sonuç da doğurabilir. Şimdi bile olgunlaştırılarak takıma dâhil edilen oyuncular katkı sağlıyor.

Ama bazıları kaybolup gidiyor. Bence Trabzonspor o dönem değişimi çok erken yaptı. Necati ağabey o sene futbolu bıraktı, bana göre çok iyi bir savunma oyuncusuydu. Belki 1-2 sene daha oynardı. Şimdikiler 35-36’ya kadar oynuyor. Ama o 32 yaşında bıraktı. Ben de 32 yaşımda bıraktım. Şenol ağabey ve Turgay Semercioğlu da aynı. Son şampiyonluğumuz 1983-84. O süreç yaşanmasa biz futbolu bırakana kadar bir kez daha şampiyon olabilirdik. Bu erken ve ani ayrılışlar takımın dengesini bozdu. Temel bir anda yıkıldı. Genç oyuncuların da sahada tecrübeli oyuncuya ihtiyacı var. 3-4 futbolcu kısa aralıklarla ayrılınca takımın dengesi de kayboluyor. Ahmet Suat Hoca ile yaşadığımız sorun buydu. Bizimle biraz daha devam etmesi gerekirdi. Bir anda 4-5 kişiyi değiştirdi ve sonuç Trabzonspor’a yaramadı. Ben bunu görmüştüm.

Hocalarınızla çok sorun yaşar mıydınız?

Hayır. Ben hocalara her zaman çok saygılıyımdır. Baktık hocamızın niyeti değişim, biz de ona göre davrandık sonrasında. Trabzon futbol kenti. Herkes bu işi iyi bilir. Hocamızı etkileyen bazı insanlar vardı. Bunların bazıları yönetimdeydi. Bir de Trabzonspor’un çok büyük başarılara imza atması nedeniyle aşırı bir özgüven vardı. Ama bu özgüven beraberinde hatayı getirdi. Daha sonra o takım dağıldı gitti. Büyük başarılar sağlamış bir takımda değişimin hazmederek yapılması lâzım.

Trabzon deyince Avni Aker Stadı’ndan bahsetmemek olmaz…

Avni Aker, Trabzon futbolunun can damarıdır, merkezidir. Bizden önce amatörlük döneminde Trabzon İdmanocağı vardı. O takım Türkiye amatör şampiyonu olmuştu. Sebat Gençlik vardı. O takım da Trabzon amatör şampiyonu olmuştu. Avni Aker, Trabzonspor’un doğduğu, şampiyonluklar kazandığı, sayısız kupaya imza attığı yerdir.

Sizde iz bırakan hocalarınızdan söz eder misiniz biraz?

Sizde iz bırakan hocalarınızdan söz eder misiniz biraz?

Trabzonspor’da çok hoca görmedim zaten. Ahmet Suat Özyazıcı ve Özkan Sümer’le çalıştım. Bir de sadece 1 sene çalıştığım Jurgen Sundermann diye bir Alman antrenör geldi. Almanya’da Stuttgart’ı şampiyonluğa taşımıştı. Benim gördüğüm en bilgili, en iyi çalıştırıcılardan biriydi. 1985-1986 sezonu olması lazım. İnanın gol rekoru kırardık ilk yarı. Çok gollü maçlar oynadık, çok da kaçırdık. İlk bölümü ikinci sırada bitirdik. Şampiyon olmamamız imkân dâhilinde değildi. Deplasmanda Denizli’ye yenilince, o bahaneyle hoca Denizli’den ayrıldı. Zaten yönetim de göndermek istiyordu. Bence onun ayrılığı Trabzonspor’un kırılma noktası oldu. Çok acele edildi. Sundermann 1-2 yıl daha kalsaydı Trabzonspor başka işler yapardı. Çok farklı antrenman metodu, bakış açısı vardı. Oyuncuya farklı yaklaşırdı. Sundermann gidince tekrar Ahmet Suat Özyazıcı geldi. Ahmet Suat Özyazıcı ve Özkan Sümer de çok değerli antrenörlerdi. Zaten başarıları da ortada. Daha sonra Özkan Sümer ile A Millî Takım’da da birlikte çalıştık.

Sıra geldi bir başka klasiğe… Trabzonspor’da geçen yıllarda mutlaka çok fazla unutulmaz anınız vardır. Bir tanesini paylaşır mısınız bizimle?

1983-1984 sezonu hem şampiyon olmuş hem de Türkiye Kupası’nı kazanmıştık. O sezon Beşiktaş’la oynadığımız bir maçta Şenol ağabey belinden sakatlanınca Alper Boğuşlu geçmişti kaleye. 2-0 öndeydik ama Beşiktaş bastırıyordu. Oyuncu değişikliği hakkımız da bitmişti. Alper de sakatlandı, geldi kenara. Kaleci kazağını çıkardı. Ben de kenardaydım. Kazağı oyunculardan birine vermek için elime almış bulundum. O sırada Ahmet Suat Hoca, “Sen giy” dedi. Geri dönüş de yok. Seyirci bile tezahürata başladı. Kazağı kimseye veremedim. Mecburen giydim. Eldivenleri de taktım, geçtim kaleye. 1-2 tane top geldi, kurtardım. Saha yıkılıyor. Maç 2-0 bitti ama ben de bittim. O maçı hiç unutamam mesela. Unutamadığım anlardan birisidir.

Yeniden dünyaya gelseniz yine futbolcu olmak ister misiniz?

Kim istemez ki?.. Çok güzel şeyler yaşadık. Trabzonspor bir okuldu bizim için. Bir daha dünyaya gelsem yine futbolcu olmak ve yine Trabzonspor’da oynamak isterim. Bizi bütün kulüpler istiyordu ama işin maddi kısmını bir kenara bırakıp Trabzonspor’da kaldık. Manevi açıdan parayla pulla ölçülemeyecek güzellikler yaşadım. Çok az futbolcuya nasip olacak durumlara tanık oldum. Hatta o zamanlar bazılarının farkında bile değildim. Çok şükür ki geriye dönüp baktığımda “İyi ki…” dediğim şeyler keşkelerimden çok daha fazla. Düşünebiliyor musunuz; 10 yılda Trabzonspor ile 6 Türkiye Ligi, 3 Türkiye Kupası, 6 Cumhurbaşkanlığı Kupası, 3 de Başbakanlık Kupası şampiyonluğu yaşamışım. Kaç futbolcuya, kaç kulübe nasip olur bu? Aradan yıllar geçtikten sonra bakınca ne kadar değerli bir iş yaptığımızın farkına varmak beni çok gururlandırıyor.

Biraz da Millî Takım kariyerinize değinelim…

Biraz da Millî Takım kariyerinize değinelim…

İlk olarak Sabri Kiraz döneminde A Millî Takım’da oynadım. Sonra Coşkun Özarı, Özkan Sümer ve Fethi Demircan dönemlerinde. O yıllarda şartlar farklıydı. Şimdi çok iyi bir jenerasyon yakaladık. Bana göre gelecek 10 yıla damga vuracak bir jenerasyon var şu an. Avrupa Şampiyonası’na gidip, önemli rakiplere karşı önemli sınavlar verecekler kısmetse. Genç Millî Takım antrenörlerimizin, bölge antrenörlerimizin, bize büyük imkânlar sağlayan Genç Millî Takımlar Sorumlumuz Sayın Tolunay Kafkas’ın, koordinatörümüz Oğuz Çetin’in katkıları çok önemli.

Ben 2000 yılından bu yana U14 Millî Takımı’ndayım. Şu anda A Millî Takım’da yer alan ve önümüzdeki 10 yıla damga vurmasını beklediğimiz oyuncuların birkaçı hariç hepsi U14’ten geçti. Bundan sonra da çok iyi oyuncular gelecek. Artık ülkemizde daha fazla çocuğa nasıl ulaşabiliriz diye çalışmalar yapıyoruz. Millî Takım antrenörleri yurt dışında da tüm oyuncuları izliyor, rapor veriyor, takip ediyor. Aileleriyle konuşuluyor. Bu yılki yurt içi seçmelerini şehirlere, bölgelere giderek yaptık. Diyarbakır’a, Van’a, Erzurum’a gittik. İnsanlara çocukları sahipleneceğimizi gösterdik. Bu seyahatler aileleri de heyecanlandırdı. Bu sene 650’ye yakın oyuncu izlendi. Önceden Trakya bölgesi yoktu, orada da seçme yapıldı. Büyük şehirlerde daha fazla takımla seçme yaptık. Belki de önümüzdeki sene farklı kentlere de gidilerek, kent antrenörleri de devreye sokularak daha geniş çalışmalar yapılabilir.

Kendi mevkinizde en beğendiğiniz yerli oyuncu kim?

Mahmut Tekdemir… Oyun içinde pozisyon alması ve çok yönlü oynaması onu özel bir futbolcu yapıyor. Hem savunmaya hem hücuma destek oluyor. Oyunun yönünü değiştirebiliyor. Oyun zekâsı, fizik-kondisyon seviyesi ve çalışkanlığı da cabası…

Genç futbolcu adaylarına önerileriniz…

Önce ailelere… Sporun her branşı çok önemli. Zihin açıklığı, çocuğun gelişimi, kötü alışkanlıklardan uzak kalması az şey değil. Spor bunu sağlar. Ama çocukları fazla baskı altına almayalım. Tabiî ki ailenin çocuğuyla ilgilenmesi iyi fakat bu aşırıya kaçtığı zaman baskıya dönüşüyor. Üstelik gelişme çağında… Çocuk yetenekliyse zaten bir yere gelecek. Burada çocuğun sadece saha içerisindeki durumu ile değil, saha dışındaki durumuyla da ilgilenmek, eğitmek gerek. Akademik eğitim ile spor eğitimi de birlikte devam etmeli.

Antrenörlüğe geçişte de ilginç bir hikâyeniz var. Onu da okurlarımızla paylaşıp noktayı koyalım yavaş yavaş. Konuşmadığımız pek bir şey de kalmadı zaten…

Trabzonspor yönetimi ile görüşerek futbolu bırakacağımı söylediğimde aklımda antrenörlük hiç yoktu. İstanbul’da yaşamayı planlıyordum. Öyle de yaptım. Ben bıraktığımda Sadri Şener başkandı. Antrenörlük eğitimi için beni İngiltere’ye göndermeyi önerdi ama istemedim. Antrenörlüğü düşünmediğimi söyleyip teşekkür ettim. 6-7 yıl Sabah ve Fotomaç gazetelerinde spor yazarlığı yaptım. O zaman rahmetli Hüsnü Çil de aynı grupta yazıyordu. Hemşerilerimizin bir balık restoranı vardı. Eve de yakın olduğu için oraya gidiyordum akşamları. Ayrı bir oda vardı. O odada maçları izliyordum. 2000-2001 sezonuydu galiba. O zaman Gündüz Tekin Onay, Metin Türel, Özkan Sümer, Yılmaz Yücetürk geldi restorana. Sahibi de ağzından kaçırmış “Güngör içeride” diye. Çağırdılar masaya tabiî… Gittim oturdum. Masadaki herkes yazarlığı bırakıp antrenör olmamı istiyordu. O zamanlar bir kulüpte 10 yılı doldurunca ve A Millî olunca A kursuna katılma hakkın vardı. Trabzonspor’dan da devamlı istek gönderiyorlardı konuyla ilgili. Benim adıma müracaat bile yapıyorlardı ama ben gitmiyordum.

Rahmetli Gündüz Tekin Onay, eğitim dairesinde o zaman. “Hemen geleceksin Beylerbeyi’ne. Kursa git, istersen antrenörlük yapmazsın. Ama belgeni al” dedi. “Tamam hocam. Karar verirsem ben seni ararım” dedim. O zaman cep telefonu yoktu. Evin telefonunu verdim. Bir gün telefon çaldı, eşim açtı. “Beylerbeyi’nden, Federasyondan Gündüz Hocanın asistanı aradı. Yarın seni bekliyorlar” dedi. Gitmek istemiyorum ama onların iyi niyetlerini düşününce de sıkılıyorum. Büyüklerimize saygımdan gittim. Sonra İzmir’de kursa katıldım. Dönünce gazeteden ayrıldım, Federasyonda bölgede başladım. Sonra A Millî Takım’da çalıştım. Şimdi de Genç Millî Takımlarda görev yapıyorum.

Zorla antrenör yapıldınız yani. Peki, şimdi mutlu musunuz? ‘İyi ki’ diyor musunuz bu konuda da?

Elbette… Gençlerle çalışmak, onlara bir şeyler katabilmek çok güzel. Onları iyi noktalarda görmek ayrı güzel. Allah razı olsun beni zorlayanlardan…