Rengarenk kuşlu ırmağın ekibi

Rengarenk kuşlu ırmağın ekibi Rengarenk kuşlu ırmağın ekibi

HASAN BEGDİLİ

2006 Dünya Kupası’nın açılış maçını izledikten sonra şimdi ismini andırmadığım bir futbol mecmuası elime geçmişti. Mecmuanın teması tabii ki de Dünya Kupası’ydı. Bir Hayli sayfasını okuduktan ya da araştırdıktan sonra en hoşunu sona gizlemiştim. Hangi ülke ne zaman kupayı kaldırdı? 2002’den geriye doğru gitmeye başlamıştım. İlk Dünya Kupası şampiyonu olan ülkenin Uruguay olduğunu görünce çok donakaldığımı anımsıyorum, hatta bu ülkenin ismini ilk kere dinlemiştim. Nasıl olur da Brezilya, Arjantin, Almanya, İngiltere gibi ülkeler varken ilk şampiyon Uruguay olur? O zamanlar 9 yaşında biri olan ben bunun yanıtına seneler sonra erişecektim. Bu yazıda da bu suale yanıt vermeye çalışacağım.

Futbolun gelişimi her ülke için değişiktir fakat ülkelerin futbolla tanışması alt yukarıya aynı öyküye katlanır. İngilizler gittiği yere futbol oynamak için top götürür ve mahallî ulus bir vakit sonra onlara dahil olur. Her Latin Amerika ülkesinde olduğu gibi, Uruguay’da da futbol kısa bir vakit içerisinde popüler hale geldi.

İngilizler mucidi olduğu bu oyunda ne kadar tutucu davranıyorsa da Latin Amerika ülkeleri bu oyunun oynanış şeklindeki hudutları zorluyordu. Uruguaylı yazar Eduardo Galeano hem ülkesinden hem de futboldan büyük onur dinleyerek bu gidişatı, “Aynen tango gibi futbol da gecekondularda çiçeklendi” diyordu.

Galeano’nun burada işaret ettiği bir hakikat vardı. Evet futbol çiçekleniyordu, belki de o yarıyıldaki kaba yüklerinden kurtuluyordu ama bundan çok daha ehemmiyetli bir şey daha vardı; o da futbolun Uruguay’da öteki ülkelere göre daha ivedi kamusallaşmasıydı. Misalin Brezilya’da melezler ve siyahların futbol oynaması yasaktı. 1924 ve 1928 Olimpiyat Oyunları’nda şampiyon olan Uruguay’da ise futbol öteki ülkelere göre herkesin erişebileceği bir reyindi. Dil, din, ırk fark etmezksizin bir futbol topu bulan herkes bu oyuna dahil oluyordu.

1920’lerin başında Britanya’da daha önceki bir futbolcu olan Jorge Brown, “Kaleye yakın gereksinimsiz paslar suratından futbol zayıflatıldı. Daha güzel, belki daha estetik, hatta görünüşte daha zekice ama ilkel arzusunu kaybetti “diyordu. Aynı yarıyılda Uruguay ortaklaşa kıymetleri gururlandırıyor, futboldaki fertselliği muhakkak seviyede arka tasarıya sürüklüyordu. Uruguay böylece Avrupa’da turne yapan ilk Latin Amerika ülkesi oluyordu.

1901 doğumlu futbol idareyicisi Ondino Viera, Uruguay futbolu için şu ifadeleri kullanıyordu:

“Uruguay futbol ekolünü, teknik direktörler, fiziksel hazırlılıklar, spor doktorluğu, uzmanlar olmadan kurduk. Yalnızca Uruguay’ın arazilerinde meşin yuvarlağı sabahtan öğlene, sonra da ay ışığı altındaki geceler boyu kovalayarak. Birer oyuncu olmak için, bir oyuncunun olması gerektiği gibi olmak için yirmi sene oynadık: Topun salt dominantı olmak… Bizim oyunumuz barbar bir futboldu. Deneysel, kendiliğindene bilinmiş, mahallî tarzda bir futboldu.”

Uruguaylı yazar Alejandro Gimenez ülkesinin futboldaki galibiyetini anlatmak için sanayi devrimi evveline kadar gidilmesi gerektiğini söylerken, “Burada iki büyük grup var, Guaraniler ve Charrualar. Uruguay sözcüğü Guarani dilindedir. Rengarenk kuşlu akarsu anlamına kazanç. Ama Charrua’nın da savaşçı bir güzergahı vardır. Asla teslim olunmayacağını belirten ‘Garra Charrua’ felsefesi buradan geliyor. Uruguaylıların taşıdığı başkaldırı ve cesaret duygusu böyle adlandırılır” ifadelerini kullanıyor.

1924 Olimpiyat Oyunları’nın zamanı geldiğinde Uruguay natürel gözdeydi. Arjantin ise olimpiyat oyunlarına katılmamayı seçmişti. Uruguay, Avrupa seyircisinin de büyük alkışı kazanarak şampiyon oldu. Arjantin, ülkesine şampiyon olarak dönen Uruguay’ı gözüne kestirmişti. İki ülke arasında oynanan iki maçın sonunda Arjantin 3-2’lik başarıya erişiyordu. 4 sene sonra 1928 Olimpiyat Oyunları’nda iki ülke finalde karşı karşıya kazançken şampiyon yeniden Uruguay oluyordu. Futbolun erken yarıyıldaki en ehemmiyetli rekabeti bu iki ülke arasında geçiyordu.

FIFA en büyük organizasyon olan Dünya Kupası’nı tertip etmeye karar verince ülkedeki huzur civarı ve 1924 ile 1928 Olimpiyat Oyunları şampiyonlukları göz önüne alınarak konut sahibi olarak Uruguay’ın ismi yükseldi. O yarıyıl savaş ve ekonomik meselelerle boğuşan bir hayli Avrupa ülkesi kupaya katılmayı yalanlarken final yeniden tanıdık rakipler arasındaydı.

Uruguaylı tarihçi Juan Sasturain, 1930 Dünya Kupası finali için, “1930 finali bir mahalle finaliydi” ifadesini kullanıyor. Bu hem o yarıyılda medyanın az olan alakası nedeniyle geçerli hem de birbirlerini çok iyi tanıyan, handiyse komşu iki mahalle ekiplerinin çabası etmesiyle.

Bu ‘Mahalle Finali’nde’ Arjantin ilk yarıyı 2-1 önde bitirse bile Uruguay karşılaşmayı 4-2 kazanarak Dünya Kupası tarihinin ilk şampiyonu oluyordu.

1934 ve 1938 Dünya Kupası’na katılmayı yalanlayan Uruguay, 2. Dünya Savaşı’nın ardından tertip edilen 1950 Brezilya’ya katılma kararı almıştı. 1950’nin finalinde ise konut sahibi ülke ile Uruguay karşılaşacaktı. Brezilya’da bugün dahi uslardan çıkmayan bir hadise: Maracanazo. 170.00’den fazla taraftarın dayanağı önünde oynayan Brezilya. Ve 11 Uruguaylı.

1950 finalinde Brezilya ilk kere Dünya şampiyonu olacaktı. Buna kesin gözüyle bakılıyordu. Hatta söylentilere göre FIFA Başkanı Jules Rimet, Brezilya’yı tebrik eden konuşmasını maç evveli hazırlamıştı. 47. dakikada Friaca’nın golüyle Brezilya 1-0 öne geçtiğinde şampiyonluk patentlenmişti! Uruguay’ın ise Brezilya’yı izlemeye maksadı yoktu. Evvel 66. dakikada Schiaffino ardından da 79. dakikada Ghiggia’nın golleriyle Uruguay 2-1 öne geçiyordu ve karşılaşmanın son düdüğü çaldığında Dünya Kupası şampiyonu oluyordu.

Ghiggia seneler sonra o golü anlatırken -ülkesinde bu gol nedeniyle acımasız tenkitlere göğüs geren- Brezilyalı kaleci Barbosa’nın golde yanılgı yapmadığını söylüyor ve devam ediyordu, “Sol tarafa uyumayarak yanılgı yapmadı. O akla en yatkın olanı yaptı. Benim yaptığım delilikti ve kısmetim yaver gitti. Futbolda talih koşuldur. Ancak o talihi iyi kullanmayı da öğrenmek gerekir.”

1924 ve 1928’de Olimpiyat Oyunları şampiyonu olan bu minik Latin Amerika ülkesi katıldığı ilk 2 Dünya Kupası’nı da müzesine götürüyordu. Belki de Uruguay’ın da talihi tıpkı Ghiggia gibi yaver gitmişti ya da Uruguay evvel bu talihi yarattı, ardından da kullanmasını öğrendi.